Bugün, büyük bir gururla okuduğum ve yıllardır mezunu olmaktan onur duyduğum Kabataş Erkek Lisesi’nde buruk bir mutluluk yaşadım...
1986 yılındaki mezuniyetimizin üzerinden tam 40 yıl geçmiş ki; İstanbul Kabataşlılar Derneği (İSKADER), aynı dönem mezunlarına 40.yıl hatırası olarak güzel bir organizasyon düzenleyip, her birimize plaket takdim etti...
Öncelikle organizasyonda emeği geçen büyük-küçük tüm ağabey ve kardeşlerimize teşekkürü bir borç bilirim. Seneler sonra bizleri, hem çocukluğumuzun o saf temiz yıllarına götürdüler hem de hepsi birbirinden değerli öğretmenlerimizin elini öpüp, bir kez daha teşekkür etme şansı verdiler. Tören sonrasında, Ortaköy meydanında hep birlikte içilen çayın, kahvenin ve sohbetin keyfine hiç girmiyorum bile...
Evet, her zaman olduğu gibi bugün de bir Kabataş’lı olmaktan gurur duydum...
Tören 40.yıl anısına düzenlendi ama ben tam 43 yıl öncesine gittim, o Kabataş’a ilk kayıt olduğum güne, 62 kişilik yatakhanede geçen ilk geceye ve zeytin-yumurta-ekmekten oluşan ilk sabah kahvaltısına… O zamanlar –çocuk aklıyla- çok daha kolay olacağını düşünmüştüm ama ilk gün ve gecenin sonunda ben kararımı çoktan vermiştim; burada 1 gün daha kalmayacaktım...
Şimdi ikisi de rahmetli annem ve babam, 2. günün sabahında beni tekrar ziyarete geldiklerinde, annem zaten çoktan hazırdı birlikte dönmeye. Hadi gidip eşyalarını alalım, daha fazla vakit kaybetmeyelim derken, babam devreye girdi ve beni bir köşeye çekerek karşısına oturttu. O anda, 14 yaşın verdiği tüm acımasızlıkla “Bana verecek 1 dilim ekmeğin yok mu? Beni burada bırakma, gidelim!” dediğimi hatırlıyorum. Sanırım bir babaya söylenebilecek en ağır sözlerden biridir bu, ama oldu işte. Rahmetli zorlandı, yutkundu ve “Şimdi bana kızıyorsun ama gün gelecek teşekkür edeceksin!” diyerek konuya son noktayı koydu, gözyaşlarını belli etmemeye çalışarak beni bıraktılar ve gittiler...
Ve bu konuşmanın üzerinden geçen 43 yıl boyunca ben babama hep teşekkür ettim, beni o gün eve geri götürmediği için, benim Kabataşlı olma şansımı görmezden gelmediği için. Tek bir gün bile bu konuda pişmanlığım olmadı.
Ha, o sahildeki bank mı? O bank 43 yıl önce babam ile birlikte oturup geleceğime dair bu kararını dinlediğim banktır ve hala o sahilde yeni cesur kararları beklemektedir.
Teşekkürler Baba,
Kabataşlı Oğlun...
Sevgiyle...

