Sinema salonundan çıkarken, 30 yaş altı nispeten gençlerin birbirlerine şaşkın bakışlarının yanı sıra 50 yaş üstü akranlarımın kendi kendilerine neşeli mırıldanmalarına tanık olmak paha biçilmezdi...
Evet, yakın zamanda vizyona giren “Michael” filminden bahsediyorum. 2009 yılında kaybettiğimiz, hatta bazılarına göre hala daha yaşayan Michael Jackson’un hayatından bir bölümü aktaran filmin sanatsal eleştirisini başkaları yapadursun, itiraf etmeliyim ki özlemişiz. Keşke, zamanında fırsat bulup canlı seyredebilseydik dedim kendi kendime.
Her ne kadar herkesin önünde yaşanmış gerçek olaylardan yola çıkılarak çekilseler de, Hollywood filmlerine doğruluk/gerçeklik açısından hep mesafeli durmuşumdur. Bu nedenle, filmde babasının kemer ile dövdüğü çaresiz küçük çocuk, hırsı kalbini karartmış çirkin bakışlı duygusuz baba, yaşananlara hiç yaşanmamış gibi yaklaşan umutsuz ev kadını anne vb tespitlere hiç takılmayacağım. Keşke daha neşeli geçmiş bir çocukluktan sonra gelen haklı şöhreti seyredebilseydik ama demek ki bazı zorluklar olmadan olmuyor bu hayatta.
Ben, asıl bizimle ilgili bölümünü paylaşmak isterim sizlerle...
2026 yılı yapımı “Michael” filminde, tabii ki biraz hızlı ve özet de olsa, 1958 doğumlu sanatçının 10 yaşından itibaren 1968-2008 dönemindeki 40 yıllık müzik kariyerini seyrediyoruz aslında. İnişli çıkışlı tam 40 yılda yapılan hatalar ve alınan yanlış-doğru kararlar ile yönetilen bir profesyonel kariyere şahit oluyoruz. İşte tam bu noktada gözüme takılan, kötüler de olsa Michael’in kendi müzik kariyerine yön verirken yanında tuttuğu 3 önemli isim öne çıkıyor filmi izlerken:
1. Öncelikle, ilk solo albümünden beri yanında duran ve anlayabildiğim kadarıyla müzik tekniği anlamında ona çok şey katan, ünlü organizatör, orkestra şefi, besteci, aranjör, müzisyen ve yapımcı Quincy Jones...
2. Sonrasında, kendisine dünya çapında bir yıldız olma vizyonunu koyduğu bu dönemde çalışmaya başladığı ve özellikle miras yönetimi tarafında yanından ayırmadığı Avukatı John Branca...
3. Ve son olarak da önce Jackson Ailesi’nin sonrada bizzat Michael Jackson’un korumalığını yapan eski polis memuru Bill Bray.
Aslında isimlerin hiçbir önemi yok!
Önemli olan, kişilerin hayatınızda bıraktığı etki, yaptığı katkı ve geriye kalan izler. Çünkü; insanoğlu sosyal bir varlık olduğu için, profesyonel iş tarafını “kariyer yönetimi” olarak adlandırdığımız bu hayat; tek başına yaşanmıyor, yaşanamıyor. İnsan, yanında bulunmasından bazen sadece keyif aldığı, bazen güven duyduğu, çoğu zaman da bazı önemli konularda fikirlerine önem verdiği özel insanları hep etrafında ve yanında görmek istiyor. Buradaki asıl başarı ise; bir yandan bu tip insanları yanında tutarken, bir yandan da güven vermeyen, tutarsız ve bir o kadar da kötü karakterli insanlardan uzakta durabilmek ve öyle de kalabilmek. Aslında bunu becerebildiğimiz kadar “başarılı” ve “mutlu” oluyoruz bu hayatta.
İş dünyasından, özellikle firma sahibi kaç kişi bu filmi izler ve içlerinden kaç kişi 127 dakikada akıp gidiveren filmdeki bu “kariyer yönetimi” tarafına takılır bilemiyorum ama, bir şirketi hayatta tutarken en önemli şeylerden birisi; şüphesiz ki doğru kadrolarda çalışan doğru kişilerdir.
Eğer yanınızda, her şeyinizi onaylayan değil, yeri geldiğinde hata yaptığınızı da söyleyebilen ve herşeyden önemlisi gerektiğinde size “hayır” da diyebilen kadrolarınız yoksa, işiniz maalesef çok zor. Kendi kariyerini çalıştığı şirketin önüne koyan profesyoneller (ki maalesef sayıları çok fazla) hem şirket sahipleri hem de diğer sağduyulu çalışanlar için, bir an önce atılması gereken safradan başka bir şey değiller. Bunlar bazen, kurt misali profesyonel postuna bürünmüş eş, dost, akraba da olabilirler. Tecrübe ile sabittir ki; şirketler, ancak bu safralardan kurtulduktan sonra, bekledikleri yükselişi yakalayabilirler.
Evet, tekrar başa dönersek, evet “I’m Bad!”.
35 yılı aşan profesyonel kariyerim boyunca sadece doğruları söylemeye ve göstermeye çalıştığım için evet “I’m Bad!”.
Eğer bunu beğenmeyenler varsa yine aynı şarkıdan cevapla devam; “We can change the world tomorrow”...
İlk günün inancı ve inadıyla...
Sevgiyle...

